Sonunda bu da oldu. Dün. Sabah erkenden telefon çaldı, Ankara için uçak bakımdan çıkmamış, çok zor bir durummuş ve acilmiş, rica etseler gelip bi Ankara git-gel yapabilirmiy mişim. Ne çekiyorsam vicdanımdan çekiyorum, peki dedim, yardımcı olayım. Homurdanarak geldim hatta. Kaptan ve ekip uçağa geçmişler, gecikmenin sıkıntısıyla yoklama yaptırmak için girdim ve bir süredir görmediğim arkadaşıma rastladım. Selamlaştık, ayak üstü konuştuk ve ben istemeden ayrılmak zorunda kaldım. Sohbetini özlemişim. Kötü başlayan bir gün birden harikaya döndü. Sonra uçak. İyi bir kaptanla Ankara git-gel. Günü güzel bitirdim. Akşam ev. Oğlum sınavından güzel bir not almış, sevindik, sonra yaşama dair konuştuk, çocukların bu kadar çabuk büyümesine şaşırıyorum ama oğlumla herşeyi paylaşabilmenin de keyfini yaşıyorum. Bu sabah. Uyandım ve Chicago için hatta geldim. Keyifsizdim nedenini bilmeden. Sonra uçuş. Rutin kontroller, rutin ATC bürokrasisinin sonunda Dublin üzerinden Atlas Okyanusu. Solumda sevecen görünen ama her an huysuz olabilecek bir ihtiyar ve sıkıntılı ben ve önümüzde sonsuzluğa uzanan okyanus. İlk kez 2000 yılında Amerika'dan tatbikattan dönerken F-16 ile geçmiştim okyanusu, kaskım, G-Suitim, paraşüt koşumlarım ve checklistlerimle 30 cm kadar yere sığıp, önümdeki 1 tanker ve 3 diğer F-16 uçağını yakından takip ederek. Sigara içtiğim zamanlardı, fazla oksijenden uykum gelmişti ve çok zorlanmıştım uyanık kalmak için. Sekiz buçuk saatin sonunda İngiltere'ye indiğimizde ayaklarım zor tutuyordu. Şimdi geçişler daha konforlu :-) Çay, kahve ve yemek servisi bile var...Okyanus...sonsuzluğa uzanan okyanus...sonsuzluğu ile kendimi çok küçük hissettiren okyanus...Otuzyedibin feette giderken yüzeyindeki fırtınaları sanki yokmuşlarcasına algılayamadığım ama yüzeyinde fırtınalar kopan okyanus...Sonra içeride biraz uyku denemesi..Sonra Chicago..mevsimin ilk buzlanması..yağmurlu Chicago...keyifsiz ve tedirgin bir ben...ekibe alışamadım nedense...sessizce otele geliş ve odama kaçış...soğuk otel odası...yazın bile yalnızlığıyla soğuk otel odaları...bir şişe kırmızı şarap eşliğinde internet ve bu satırlar dökülüyor U2 şarkıları eşliğinde...U2...bir romanın peşinden sokaklarını görmeye gittiğim İrlanda'nın iyi çocukları...ve içime işleyen parçaları...One'dan :
One love One life When it's one need In the night One love We get to share it Leaves you baby if you Don't care for it
Did I disappoint you Or leave a bad taste in your mouth You act like you never had love And you want me to go without Well it's...
Too late Tonight To drag the past out into the light We're one, but we're not the same We get to Carry each other Carry each other One... Nasıl The Doors ile Cüneyt özdeşse, U2 ile de Umur özdeşleşiyor 1989'daki Kaş seyahatimizle...Bu kadar yeter sanırım, şimdi şarap ve U2 zamanı.....
|