Cougar'ın Günlüğü
• 25/12/2009 - Rind, Yahya Kemal
“Ölüm asude* bahar ülkesidir bir rinde**; Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter. Ve serin serviler altında kalan kabrinde Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter”
Yahya Kemal BEYATLI
* Rahat, dingin, huzurlu, sessiz, sakin.
** 1. gönül adamı
2. sarhoş, ayyaş kimse
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/12/2009 - Hayat mı yoksa roman mı
Bir Dakar gecesinde gece klubünde müziğin ritmine ayak uydurmaya çalışırken aklıma düşüverenler hayal ve gerçeğe dair.Yaşadıklarımız mı daha keyifli yoksa yazdıklarımız ya da okuduklarımız mı ? Hayal mi daha fazla tatmin ediyor bizi yoksa soğuk gerçek mi? Sevişmelerimiz mi daha doyurucu yoksa sayfalara sığdırdığımız sevişme tarifleri mi? Yaşadığımız aşklar mı daha tutkulu yoksa bir gün bizim başımıza da gelir diye umut ettiğimiz ezeli aşklar mı? Herkesle paylaştığımız bir hayat mı daha konforlu yoksa rahat koltuğumuzda içinde kaybolduğumuz romanlar, düşünceler ya da hayaller mi? Nerede biter gerçek ve nerede başlar sanallık... ve hangisi daha biz ya da daha güzel? |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24/11/2009 - Tevazu
|
Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli : - ' Helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır.Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana söyle der: - Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar. Hacı Bektas da söyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir." Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle..
www.chelebi.com'dan | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 16/10/2009 - Chicago ve okyanus
Sonunda bu da oldu. Dün. Sabah erkenden telefon çaldı, Ankara için uçak bakımdan çıkmamış, çok zor bir durummuş ve acilmiş, rica etseler gelip bi Ankara git-gel yapabilirmiy mişim. Ne çekiyorsam vicdanımdan çekiyorum, peki dedim, yardımcı olayım. Homurdanarak geldim hatta. Kaptan ve ekip uçağa geçmişler, gecikmenin sıkıntısıyla yoklama yaptırmak için girdim ve bir süredir görmediğim arkadaşıma rastladım. Selamlaştık, ayak üstü konuştuk ve ben istemeden ayrılmak zorunda kaldım. Sohbetini özlemişim. Kötü başlayan bir gün birden harikaya döndü. Sonra uçak. İyi bir kaptanla Ankara git-gel. Günü güzel bitirdim. Akşam ev. Oğlum sınavından güzel bir not almış, sevindik, sonra yaşama dair konuştuk, çocukların bu kadar çabuk büyümesine şaşırıyorum ama oğlumla herşeyi paylaşabilmenin de keyfini yaşıyorum. Bu sabah. Uyandım ve Chicago için hatta geldim. Keyifsizdim nedenini bilmeden. Sonra uçuş. Rutin kontroller, rutin ATC bürokrasisinin sonunda Dublin üzerinden Atlas Okyanusu. Solumda sevecen görünen ama her an huysuz olabilecek bir ihtiyar ve sıkıntılı ben ve önümüzde sonsuzluğa uzanan okyanus. İlk kez 2000 yılında Amerika'dan tatbikattan dönerken F-16 ile geçmiştim okyanusu, kaskım, G-Suitim, paraşüt koşumlarım ve checklistlerimle 30 cm kadar yere sığıp, önümdeki 1 tanker ve 3 diğer F-16 uçağını yakından takip ederek. Sigara içtiğim zamanlardı, fazla oksijenden uykum gelmişti ve çok zorlanmıştım uyanık kalmak için. Sekiz buçuk saatin sonunda İngiltere'ye indiğimizde ayaklarım zor tutuyordu. Şimdi geçişler daha konforlu :-) Çay, kahve ve yemek servisi bile var...Okyanus...sonsuzluğa uzanan okyanus...sonsuzluğu ile kendimi çok küçük hissettiren okyanus...Otuzyedibin feette giderken yüzeyindeki fırtınaları sanki yokmuşlarcasına algılayamadığım ama yüzeyinde fırtınalar kopan okyanus...Sonra içeride biraz uyku denemesi..Sonra Chicago..mevsimin ilk buzlanması..yağmurlu Chicago...keyifsiz ve tedirgin bir ben...ekibe alışamadım nedense...sessizce otele geliş ve odama kaçış...soğuk otel odası...yazın bile yalnızlığıyla soğuk otel odaları...bir şişe kırmızı şarap eşliğinde internet ve bu satırlar dökülüyor U2 şarkıları eşliğinde...U2...bir romanın peşinden sokaklarını görmeye gittiğim İrlanda'nın iyi çocukları...ve içime işleyen parçaları...One'dan :
One love One life When it's one need In the night One love We get to share it Leaves you baby if you Don't care for it
Did I disappoint you Or leave a bad taste in your mouth You act like you never had love And you want me to go without Well it's...
Too late Tonight To drag the past out into the light We're one, but we're not the same We get to Carry each other Carry each other One... Nasıl The Doors ile Cüneyt özdeşse, U2 ile de Umur özdeşleşiyor 1989'daki Kaş seyahatimizle...Bu kadar yeter sanırım, şimdi şarap ve U2 zamanı..... |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/10/2009 - Pekin, Çin
05-08 Ekim 2009
İstanbul'da akşam yemeği. Sonra uçuşa gidiş. Çin. Pekin. İlk kez ve bir geceliğine. İyi ve uyumlu bir kokpit. Gece uçuşu. Tan ağarmadan ufuk çizgisinde parıldayan Venüs, sonra güneşle beraber ufkun üstünde kaybolmasının hoşluğu. Orta Asya stepleri üstünde gün doğumu ve kahvaltı. Azeri Türklerinden sonra en kolay anlaştığımız Uygurlu kardeşlerimizin ülkelerinin üzerinden geçiş. Havadan Çin Seddi manzaraları. Pekin'e iniş. Güzel ve bakımlı bir havaalanı. Otel. Spor salonu, havuz ve sauna. Pekin'de akşam yemeği. Sonra Suzy's Woh adlı bar. Latince şarkılar ve samba yapan Çinliler. Bölük pörçük Brezilya anıları. Sabah geç uyanış. "Çakma Cumhuriyeti" Silk Market'te dükkanları tavaf etme, sadece magnet alma. Otele dönüş, biraz uyku, sonra yeni uçuşa hazırlık. Gece geri dönüş uçuşu. Doğru dürüst hiç bir yerini gezemesemde yeni bir yerlere gitmek hala heyecanlandırıyor beni. Kaçıncı kez gidişimden sonra heyecanımı kaybederim acaba diye merak etmekten de alamıyorum kendimi. Tekdüzeliğe dönse de; İstanbul'da kahvaltı ya da akşam yemeği ile başlayıp Atlas Okyanusu ya da Orta Asya steplerini aşarak yabancı şehirlerde farklı tadlarda akşam yemeği yemeği, yanında şarap içip güzel sohbetler etmeyi ve tüm bunlar için sonsuz şükretmeyi hala seviyorum. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 2/10/2009 - Pink Floyd(Tekrar)
Does anybody here remember Vera Lynn? Remember how she said that We would meet again Some sunny day? Vera! Vera! What has become of you? Does anybody else here Feel the way I do?
Vera (Waters) , Pink Floyd, The Wall Albumunden
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 26/9/2009 - Kuresel Manchester :-) ve the Doors
Sen sabah 06.20 de kalk, oglunu uyandir ve kahvaltisini yaptirip onu okula gonder. Sonra esine sarilip tekrar uykunun tatli kollarina birak kendini. tekrar uyan, kahvalti yap, valizini hazirla, dusunu al ve havaalanina gidip ucaga bin Manchester`a gel. Otele yerles, git spor salonunda sporunu yap, sonra markete git. Ingiltere`de bir Turk olarak bir Ingiliz marketinden Cin birasi ile Amerikan fistigi ve Japon elmasi al. Bir gune sigabilecek boylesine bir kuresellesme, pes valla....Sonra bir Meskika restoraninda aksam yemegi, yine bir Ingiliz pubinda bu sefer Danimarka birasi, etrafta teshirci Ingiliz hatunlari...bakmaya doyama..sonra sikil ortamdan ve yorul, otele geri don, Cin birani alip crew lounge gel ve the Doors esliginde internete ak...Ilk ne zaman dinledim the Doors`u ve kapildim Jim Morrison`un karizmasina? 1990`larin basiydi sanirim. Once Oliver Stone`nun filmini seyrettim ve cok etkilendim. Jim Morrison`un asiri dozdan olmesi sarsici ve uzucuydu ama muzikleri bulasmisti bir kere kana...hem muzikleri hem de sarki sozleri..."the end" parcasindan su sozler hala icimi acitir.."Desperately in need...of some...strangers hand In a...desperate land" ya da "Of our elaborate plans, the end..of everything that stands, the end" ya da "The end of laughter and soft lies...The end of nights we tried to die" gibi...Aykiriligi, yaraticiligi ve uyusturucu bagimliliginin yaninda hep masumiyeti cagristirdi Jim Morrison bana...bunca itligin, bunca yalan ve riyanin, bunca insan ihanetinin yaninda kendini uyusturucu ile korumaya calisan bir koylu ya da sehirli masumiyeti...ve duzene ayak uyduramamanin ruha verdigi yukle dibe vurmak ve genc yasta cekip gitmek bu dunyadan altin vurusla...ben yapar miydim ya da yapabilir miydim...asla yapamazdim...ama saygi duymamakta elde degil....hep etkiledi beni....Top Gun filminin "Iceman"i Val Kilmer ne kadar guzel canlandirmisti Jim Morrison`u ve hayatimin aski Meg Ryan sevgilisi rolunu...the Doors`a dair ikinci anim Italya`da Ghedi ussunde....sevgili Cuneyt`le Cuma/Cumartesi geceleri Italyan kizlarini tavlama cabalarina baslamadan once filoda biralarimizi alir kalabaliktan uzak bir kosede teybe the Doors`u koyup kafa yapar, geceye hazirlanirdik..birbirini gayet iyi anlayan ve gayet iyi anlasan iki dosttuk...hayat bizi cok farkli koselere atsada hala dostlugumuz surer ve ben Cuneyt`i the Doors veya the Door`u hep Cuneyt ile hatirlarim...."Riders on the Storm"a gectim bu arada...tum bunlar cok mu onemli ve niye anlatiyorum ki...hic bir onemi yok benim haricimde, anlami benim ruhuma, ve ruhum hep dile gelmek istiyor...deli gibi anlatmak istiyor..konusmayi pek sevmemenin yillar sonra gelen sonucu belki de..ama sabah Turkiye`de uyanip simdi gecenin bir yarisinda Manchester`da elimde Cin birasi, yaninda Amerikan fistigi esliginde the Doors dinlemekte bunlari yazdirdi bana, hayatin guzellik ve anlamsizligina olan derin inancimla....
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 17/9/2009 - Bye bye life...
Bye bye life Bye bye happiness Hello loneliness I think I'm gonna die I think I'm gonna die Bye bye love bye bye sweet caress Hello emptiness I feel like I could die Bye bye your life goodbye Bye bye my life goodbye There goes my baby with someone new She sure looks happy I sure am blue He sure is blue
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|